KERVAN FM 93.7 | HAK YOLUN KERVANI
KERVAN FM CANLI YAYIN
Şuan KERVAN FM'de

MANŞET HABER-SESLİ MAKALE

Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
05:30   HATM-İ ŞERİF
06:30   ESMA-ÜL HÜSNA
07:00   TARİHTE BUGÜN
07:30   HAYIRLI SABAHLAR(CANLI)
08:00   HAYIRLI SABAHLAR(CANLI)
09:00   KUR'AN-I KERİM MEALİ
09:30   GAZİANTEP BASINI
10:00   İSTEK KERVANI(CANLI)
12:00   KADIN SAHABİLER VE BİZ
12:30   MÜZİK
13:00   CUMA SOHBETİ
13:30   MÜZİK
14:00   ÖZEL GÜNDEM
14:30   AYDINLIĞA DOĞRU
15:00   MANŞET HABER-SESLİ MAKALE
15:30   MÜZİK
16:00   AKŞAM İSTEKLERİ(CANLI)
18:30   ANA HABER(CANLI)
19:00   ANA HABER(CANLI)
19:30   MÜZİK
20:00   TARİHTE BUGÜN
21:00   ÖZEL GÜNDEM
22:00   ANALİTİK EĞİTİM
22:30   MÜZİK
23:00   MANŞET HABER-SESLİ MAKALE
23:30   MÜZİK
00:00   KUR'AN-I KERİM MEALİ(YARIM CÜZLÜ)
01:00   GECEYE UYGUN İLAHİ-EZGİ-ŞİİR
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

Rablerini inkar edenlerin durumu (şudur): Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgarın, şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur. (İbrahim - 18)

Hadis-i Şerif

"Kul tevâzu edince, Allah Tealâ onu yedi kat göklere kadar yükseltir." [Feyzü'l-Kadîr]

ANKET
 RADYOMUZU NASIL DİNLEMEYE BAŞLADINIZ 
 ARKADAŞ TAVSİYESİ İLE
 İNTERNETTEN
 FREKANS KARIŞTIRIRKEN
 AFİŞ VE REKLAMLARDAN
 DİĞER
Diğer Anketler
Gaziantep Hava Durumu
GAZIANTEP
Demokrasi ve seçimler...

Kimi kavramlar, özü itibari ile katıdır; tek yönlü açıklanır. Kimi kavramlar ise esnektir; herkes onlara dilediği yönde anlam yükler. Eski Yunancada “halk idaresi” anlamına gelen “demokratia” sözünden gelen “demokrasi”, bu esnek kavramlardandır.

Kimileri “demokrasi”yi başlı başına bir ideoloji gibi görmek istiyorlar; onu “sekülerizm/laiklik” ile bir tutmanın yolunu arıyorlar. Kimileri de “demokrasi”yi sadece halkın iradesinin/çoğunluğun görüşünün dikkate alındığı bir yönetim tarzı olarak görüyorlar. Demokrasiyi sekülerizm/laiklikle bir tutanların inanç ve dünya görüşü olarak birbirine uzaklığı, tartışmayı oldukça ilginç ve bir o kadar da içinden çıkılmaz bir boyuta getiriyor.

Bir olgu olarak seçimlere yaklaşım da demokrasi tartışmalarıyla paralellik taşıyor. Seçim halkın iradesine başvurmak mıdır yoksa laik bir girişim midir? İlginç bir şekilde bu tartışma da en zıt kutupları aynı görüşte buluşturuyor.

BATI'DA DEMOKRASİ

“Demokrasi” kavramının ana yurdu Yunanistan'da Aristo ve Eflatun gibi filozoflar, “Tanrı, bizi de kâinatı da yarattı ama bizi yönetmeyi bize bıraktı” inancında olmalarına rağmen demokrasiye karşıydılar; demokrasiyi ayak takımı/cahil halkın idaresi gibi görüyorlardı.

Hıristiyan Avrupa'da ise oldukça geç bir tarihte “demokrasi”, kilise ve kralların ortaklığından oluşan idareye karşı halka dayanan idare tarzı olarak kabul gördü.

Sözcüleri burjuva denen zengin kesimden oluşan bu idare tarzının taraftarları, kilise ve kralların yönetimdeki paylarının küçültülerek halkın idareye katkısının artırılmasını istiyorlardı. Dolayısıyla İngiltere'de kralın yetkilerini sınırlandıran ve halkın en azından burjuva kesimine idareye müdahale imkânı veren 1215 tarihli “Magna Karta”, demokratik bir gelişme kabul edilmiştir.

Fransız ihtilalcileri, demokrasiye Magna Karta'yı aşan bir anlam yüklediler. Krallığı tamamen kaldırıp onu destekleyen kiliseyi de kapatmak isteyen ihtilalciler, demokrasiyi krallığı ortadan kaldırıp kiliseyi de kapatan bir idare tarzı uç sekülerizm/laiklik olarak kabul ettiler.

Bu radikal yaklaşım, Avrupa'da İngiliz ve Fransız tarzı olmak üzere iki farklı demokrasi anlayışı doğurdu.

Tartışmaya sonradan katılan Amerika, başında bir kralın bulunmadığı İngiliz tarzı demokrasiyi resmi ideolojisi kabul etti. 20. yüzyılda buna karşı duran sosyalistler, demokrasiyi ancak sosyalist olursa kabul edilebilir buldular; sosyalist bloğun çöküşünden sonra ise Fransız ihtilali tipi “demokratik yaklaşımı” benimsediler. Seçkinci bir tutum takınarak laikliği getirmeyen her tür demokrasi yaklaşımını ayak takımının, gerici halkın idareye el koyması olarak değerlendirdiler. Bu tür girişimleri demokrasiyi yıkmak için demokratik yollara başvurma hilesi olarak kabul ettiler. 

Amerika da özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra sosyalistlerin diktatörlük eğilimine karşı demokrasiyi sahiplenmeyi misyon edindiğini iddia etti. Buna rağmen hem Güney Amerika ve iç Afrika'da hem İslâm dünyasında diktatörleri destekledi, demokrasiyi ancak kendisine yakın rejimlerin kurulmasına yol açarsa önemsedi. Diğer bir ifadeyle demokrasiye, sahiplenmeyi teoride kesin bir ilke gibi benimsese de pratikte çıkarcı, oportünist bir tavır takındı; yer ve zaman koşuluna bağladı. 

Bu ilkesiz duruş, demokrasinin ne olduğu ile ilgili tartışmaları alevlendirirken İslâm dünyasında halkların güçlendiği ve yönetime katılma isteğinin arttığı bir süreçte Amerika ve onunla birlikte hareket eden Batı, “kendileri için demokrasi”   ve kendilerinden olmayanlar için, öteki için, dolayısıyla “İslâm dünyası için demokrasi” olmak üzere iki farklı hatta tamamen zıt anlayışı benimsediler.

Onların yaklaşımında, “kendileri açısından demokrasi”, halkın iradesinin (ne olursa olsun) idareye yansıması anlamına gelirken; “İslâm dünyası için demokrasi” ancak onların desteklediği kesimleri iktidar yapacaksa kabul edilir bulundu. Böylece İslâm dünyası için demokraside eski Batı bloğu, sosyalistler ile birleşti.

Batı bloğu, bugün İslâm dünyasında demokrasiyi, İslâm'a karşı müttefikleri olarak solu idareye ortak edecek, solun İslâm karşıtlığı çalışmalarına alan açacak bir yapıda olursa desteklemekte, aksi halde demokrasi taleplerini kendisine karşı isyan çağrısı görmekte ve İslâm dünyasında demokrasiye karşı bugün için mücadele etmektedir.

İSLÂM DÜNYASINDA DEMOKRASİ

İslâm dünyasının Batı'da olduğu gibi bir demokrasi tarihi yok. Ancak İslâm dünyasında ilk dört halifenin seçiminde görüldüğü gibi yöneticiyi seçme konusunda istişâre yapısı Asr-ı Saadet'ten bu yana vardır. Bu yapı, daha sonra melikler/padişahlar tarafından bir tür zorla biate dönüştürüldü. Ancak İslâm dünyasında devletin asıl yöneticisinin meşruiyetini halkın desteğinden alma eğilimi bir arzu niteliğinde de kalsa hep var oldu. Müslüman halkın desteğini kazanan idareciler, özüyle meşru idareciler olarak kabul görürken Müslüman halkın desteğini kazanmayan idareciler gayr-ı meşru ya da “zoraki meşru” idareciler olarak görüldü. Gayr-ı meşru ve “zoraki meşru” idarecilere karşı Müslüman halkın kıyam hakkı hep tartışıldı ve “devirmek mümkünse devirmeye çalışmanın zorunluluğu” ittifakla kabul edildi. Devirmek mümkün görünmediğinde ise sabır veya hemen kıyam tercihi, en önemli tartışma konularından biri olarak İslâm dünyasında hep var oldu.

Edward Said'in de ifadesiyle Batı, İslâm dünyası için Mısır'ı laboratuvar yaptı, ilk demokrasi tartışmaları da muhtemelen Mısır'da yapıldı; bu tartışma sonra Türkiye'de gündeme geldi.

1940'lı yıllarda, II. Dünya Savaşı'nın ardından Türkiye yanı başındaki Sovyetlere karşı Batı bloğu içinde yer alma kararı alırken, kendilerini ağır bir baskı altında hisseden kesimler, halkın idareye katılmasını açık oy/kapalı sayım noktasına düşüren kurucu unsura karşı demokrasiyi bir çıkış yolu gördüler. Amerika'nın demokrasiyi sahiplenmesinden de bu yönde yararlanmak istediler, Adnan Menderes'in Demokrat Partisi'ni desteklediler. 

1946'da başlayan bu serüven, Türkiye'de iki zıt demokrasi anlayışını da beraberinde getirdi. CHP çatısı altında buluşsun buluşmasın bütün sosyalistler ve Kemalistler, demokrasiyi laiklikle eşanlamlı kabul edip Demokrat Parti ve onu destekleyen kesimlerin yaklaşımını demokrasiyi yıkmak ve nihayetinde hilafeti getirmek için bir “Şark kurnazlığı”  olarak görürken onlara karşı duran ve çoğu zaman “muhafazakâr halk” denen kesim, demokrasiyi aşırı Batıcıların baskısını azaltacak bir araç olarak gördü. Batı, bu süreç içinde önce yarı gizli, sonra açık bir şekilde CHP'nin temsil ettiği Cumhuriyetin kurucu yapısının yanında durdu, bu yapıyı desteklemek için darbecileri destekledi. Adnan Menderes'in halka seslenirken “Siz ne derseniz o olur!” sözü, idamına gerekçe yapıldığında Batı, buna sesini çıkarmadı, aksine darbecilerden yana durdu.

1990'lı yıllarda Refah Partisi'nin güçlenmesi ile tartışma daha da alevlendi. Batı'nın müttefikleri ve hatta “Batı'nın adamı” olan sosyalist ve liberal kesimler, demokrasiyi laikliği gerektiren bir ideoloji kabul edip laikliği desteklemeyen her tür yaklaşımı demokrasiyi yıkmaya dönük hileler olarak görürken onların karşısında duranlar Adnan Menderes'in yaptığı gibi demokrasiyi halkı onlardan kurtarmak için önemli bir imkân gördü. Amerika ve Batı, 2011'e kadar belirsiz bir tutum içinde görünse de bu tarihten sonra Türkiye'de sosyalist ve liberal demokrasi yaklaşımını açıkça destekleyip buna karşı duran yaklaşımı “takip edilmesi gereken şüpheli”  sınıfına aldı.

Türkiye, bu serüveni yaşarken demokrasi yaklaşımının İslâm dünyasında Türkiye'yi de etkileyen farklı bir tartışma boyutu gelişti. Demokrasinin kavram olarak Batı menşeli olması İslâm dünyasında bu yönetim tarzına karşı temkinli bir yaklaşıma yol açarken Seyyid Kutup gibi İslâm âlimleri Müslümanların kendilerini sadece kendi kavramları ile anlatmalarının önemine inanarak demokrasi kavramının İslâmileştirilme çabasına karşı çıktılar. Suudi Arabistan menşeli başka bir yaklaşım da bu hassasiyete sahipmiş gibi görünerek ama gerçekte krallığın idamesi için demokrasiye karşı “beşer hâkimiyeti-küfür ideolojisi” kampanyası başlattı.

Ve çok ilginç bir şekilde demokrasiyi bir yönetim tarzı olarak değil, bir ideoloji olarak kabul etmek konusunda selefi kesimlerle sosyalist ve liberal kesimler buluştu, aynı görüşü savunur hale geldi. Amerika'nın liderliğindeki Batı da bu buluşmadan çıkar umdu, demokrasi tartışmasını İslâm dünyasında Müslüman halkın ve İslâmî kesimlerin yönetime dâhil olma taleplerini kısıtlamak, küçültmek ve dışlamak için kullanma yoluna gitti. Bugün de bu yolda hareket ediyor. İslâm dünyasında demokrasiyi bir ideoloji olarak alan her tür yaklaşımı, kendisine doğrudan ya da dolaylı müttefik sayıyor. 

Konunun bu yönünü fark eden farklı İslâmî yaklaşımlardan legal çalışmayı kabul eden İhvan-ı Müslimin hareketinden, Batılı kavramlara uzak duran Hüseyin Fadlullah'ın üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu Lübnan Hizbullah'ına kadar neredeyse bütün hareketler “demokrasi” kavramını bir şekilde kullanıyorlar. Halit Meşal 2014'te verdiği bir demeçte “Demokrasi konusunda daha fazla ısrarcı olmamız lazım” diyordu. Hasan Nasrallah da 2013 İran seçimleri için “demokrasi şenliği” benzetmesini yaptı.* Ancak kavramın yabancılığı ve Batı'daki serüveni bütün hareketlerde bir burukluğa, bir “keşke kullanmasaydık” söylemine de yol açıyor; buna karşı bütün tarafların sözcüleri “demokrasi”den mutlak beşerî iradeyi anlamadıklarını, aksine buna karşı duruşu kast ettiklerini beyan ediyorlar. İslâm dünyası dışında oluşmuş bir kavramı kullanmanın yol açtığı probleminden kurtulmanın yolunu arıyorlar. 

İSLÂM DÜNYASI İÇİN SEÇİM

II. Dünya Savaşı'nın ardından sosyalistlerin seçkinci/baskıcı/diktatöryel yaklaşımına karşı halkın seçime katılmasını bir değer olarak benimsemiş görünen Batı, İslâm dünyasında da seçimleri destekliyor kanısı oluşturdu. 

Oysa Batı, gerçek anlamda, İslâm dünyasında hiçbir zaman serbest seçimleri savunmadı, aksine her zaman tam bir serbest seçimi kendisi için tehdit gördü. Bu görüşünü, Müslüman halkın seçimlere katılma imkânının oluşmadığı ortamlarda sakladı, muğlaklaştırdı; Müslüman halkın seçimlere katılma imkânının oluştuğu1990'lı yıllardan sonra ise serbest seçim karşıtı duruşunu yerine ve zamanına göre tam olarak açığa vurmakta hiçbir sakınca görmedi.

Bu süreçte Amerika'nın öncülüğündeki Batı,

-1991'de İslâmi cephenin partisi FİS'in zaferiyle sonuçlanan Cezayir seçimlerini yok saydı, FİS'e karşı darbenin yanında yer aldı.

-1996 Türkiye seçimlerinin sonucunu kabullenmedi, 28 Şubat sürecini destekledi.

-Ocak 2006'da HAMAS'ın zaferiyle sonuçlanan Filistin seçimlerinden söz etmeye bile tahammül etmedi.

-2011 Mısır Cumhurbaşkanlığı seçimlerine karşı açık bir tavır aldı.

Ve tarih boyunca en verimli ve en gerekli köle olarak gördüğü Mısır'ın özgürleşme tehlikesini hissettiren bu son seçim, Batı için yeni bir dönüm noktası oldu. O güne kadar İslâm dünyasında şuurlu kesimlerin sonuçları tamamen değiştirecek yerlerde seçimlere uzak durmasından yarı açık bir memnuniyet duyan ve bu yolda Suudi ulemasından ciddi bir “akidevî destek” alan Batı, 2011'den sonra İslâm dünyasındaki her tür serbest seçim talebine karşı adeta savaş ilan etti.

Bugün Amerika ve Batı, İslâm dünyasında serbest seçim talebini bir tehdit olarak, İslâm dünyasına müdahalesini sınırlandıracak bir “Şark hilesi” olarak görüyor ve buna karşı mücadelede her yolu meşru sayıyor. Çok garip bir şekilde Amerika öncülüğündeki Batı, bu politikasında İslâm dünyasında kendisine karşı savaşta görünen kimi yapılarla aynı görüşte duruyor. Malezya'dan Nijerya'ya bu serbest seçim talebi karşıtı tutumu, bu hususta kendisi için önemli bir destek kabul ediyor. Bu görüşün sahiplerinin güçlenmesini, Mısır'da olduğu gibi, bütün İslâm dünyasında sol-liberal/ulusalcı sağ iktidar için imkân görüyor. 

*Kaynak: 

HYPERLINK “http://degisimhaber.net/mesal-demokrasi-konusunda-daha-israrci-olmamiz-lazim-4105.html” http://degisimhaber.net/mesal-demokrasi-konusunda-daha-israrci-olmamiz-lazim-4105.html

HYPERLINK “http://on4haber.com/haber/15442/nasrallahtan-demokrasi-senligi-benzetmesi” http://on4haber.com/haber/15442/nasrallahtan-demokrasi-senligi-benzetmesi

ABDULKADİR TURAN


758 kere okundu.
Diğer Makaleler