KERVAN FM 93.7 | HAK YOLUN KERVANI
KERVAN FM CANLI YAYIN
Şuan KERVAN FM'de

HATM-İ ŞERİF

Dinliyorsunuz

BUGÜN YAYIN AKIŞI
SAAT   PROGRAM
05:30   HATM-İ ŞERİF
06:30   ESMA-ÜL HÜSNA
07:00   TARİHTE BUGÜN
07:30   HAYIRLI SABAHLAR(CANLI)
08:00   HAYIRLI SABAHLAR(CANLI)
09:00   KUR'AN-I KERİM MEALİ
09:30   GAZİANTEP BASINI
10:00   İSTEK KERVANI(CANLI)
12:00   HADİS DERYASI
12:30   MÜZİK
13:00   GÜNÜN İÇİNDEN(CANLI)
13:30   GÜNÜN İÇİNDEN(CANLI)
14:00   GÜNÜN İÇİNDEN(CANLI)
14:30   AYDINLIĞA DOĞRU
15:00   MANŞET HABER-SESLİ MAKALE
15:30   MÜZİK
16:00   AKŞAM İSTEKLERİ(CANLI)
18:30   ANA HABER(CANLI)
19:00   ANA HABER(CANLI)
19:30   MÜZİK
20:00   TARİHTE BUGÜN
21:00   MÜZİK
22:00   KADIN SAHABİLER VE BİZ
22:30   MÜZİK
23:00   MANŞET HABER-SESLİ MAKALE
23:30   MÜZİK
00:00   KUR'AN-I KERİM MEALİ(YARIM CÜZLÜ)
01:00   GECEYE UYGUN İLAHİ-EZGİ-ŞİİR
Multimedya
Kuran Dinle
İnternetin Zararları
Ayet-i Kerime

Bu (Kur'an), Ümmü'l-kura (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya devam ederler. (En’âm - 92)

Hadis-i Şerif

Herşeyin bir zirvesi vardır. Kur'an-ı Kerim'in zirvesi de Bakara Suresidir.
Çünkü bu surede öyle bir ayet vardır ki o, Kur'an ayetlerinin efendisidir. Bu Ayet-el Kürsî'dir. [Tirmizi, Fezail-Kur'an 2]

ANKET
 RADYOMUZU NASIL DİNLEMEYE BAŞLADINIZ 
 ARKADAŞ TAVSİYESİ İLE
 İNTERNETTEN
 FREKANS KARIŞTIRIRKEN
 AFİŞ VE REKLAMLARDAN
 DİĞER
Diğer Anketler
Gaziantep Hava Durumu
GAZIANTEP
''Allah yıolunda can vermek en büyük arzumdur zaten''

“Allah yolunda can vermek en büyük arzumdur zaten...” Ubeydullah Durna

Ubeydullah Durna, 05. 02. 1981 yılında Hakkâri’nin Yüksekova (Gewer) ilçesine bağlı Aksu (Gagewran) Köyü’nde dünyaya geldi. Babası Behçet, Annesi Havsat. Ailenin en büyük çocuğu olan Şehit Ubeydullah’ın kendisinden küçük 5 erkek, 4 kız kardeşi bulunuyor.

Köy okulunda eğitim hayatına başlayan Ubeydullah, küçük yaşında sahip olduğu hareketlilik ve çalışkanlığı ile dikkatleri üzerine çekti. Askerlikten sonra Yüksekova’ya dönen Ubeydullah, köy camisinde Kur’an eğitimi almaya başladı. Daha sonra ailenin isteği üzerine İstanbul’a çalışmaya gitti. Yaklaşık iki sene çalıştıktan sonra Yüksekova’ya dönen ve akabinde evlenen Ubeydullah, İslamî camia içindeki çalışmalarına ağırlık vererek kendisini yetiştirmeye çalıştı. İki çocuk babası olan Ubeydullah, biri 6 yaşında Şehadet isimli kız, biri de 4 yaşında Hattab isimli erkek çocuğu bulunuyor.

Evliliğinden sonra ayrı bir eve taşınan Ubeydullah Durna, İslamî çalışmalarına ağırlık verdi, geçimini sağlama için de inşaatlarda çalışmaya başladı. İş hayatında sahip olduğu ahlak ile yanında bulunan insanların dikkatini çeken Ubeydullah, her zaman işini sağlam yapan ve sözünün arkasında duran biri olarak tanındı.

İSLAMİ ALANDAKİ ÇALIŞMALARI

Mustazaf-Der Yüksekova Temsilciliği’nin açılmasından sonra dernek için faal olan Ubeydullah Durna, sergilediği tavırlar ile tüm dava arkadaşlarının sevgi ve güvenini kazandı. Defalarca saldırıya uğrayan derneğin tadilatında çalışanların başını çekti. Yüksekova temsilciliğinin şubeye dönüşmesi sonucu dernek başkan yardımcılığı yaparak bu alandaki çalışmalarını daha da yoğunlaştırdı.

Yardım Komisyonunun Başkanlığını da yapan Ubeydullah, Yüksekova genelinde maddi durumu iyi olmayan ailelerin tespiti noktasında çalışmalara katılarak ihtiyaç sahiplerine kendi imkânları dâhilinde yardımlar ulaştırdı.

Dernek çalışmalarının yanı sıra köyde de İslamî faaliyetlerden geri durmuyordu. Gençlere Kur’an dersi veren Ubeydullah, ailesinin yanı sıra çevresindeki insanların da İslamî ahlak ve terbiye ile büyümeleri için yoğun gayret gösterdi. Komşu evlerini tek tek gezerek arkadaşlarını camiye götüren Ubeydullah, köylerinde gerçekleştirilen birçok programın sağlanmasına da öncülük etti.

Yüksekova Mustazaf-Der’e yapılan her saldırı sonrası işini gücünü bırakan Ubeydullah, derneğin yeniden hizmete girmesi için elinden gelen gayreti gösterdi. Derneğin boya, sıva, çatı ve temizlik işlerinde kendini en çok gösteren isimlerden biri olan Ubeydullah, en sonunda da kendi eliyle yaptığı dernek çatısı üzerinde şehadet mertebesine ulaştı.

4 sene kaldığı baraka tipi bir evden sonra çalıştığı inşaat işlerinde elde ettiği gelir ile kendisine ait bir ev yaparak yıllardır ‘‘keşke bir evim olsaydı da arkadaşlarımı ağırlayabilseydim’’ arzusuna kavuştu. Dört odalı yaptığı evi, imkân yetersizliği nedeni ile tamamlayamadan yarıda bırakarak şehid oldu.

SON ANLARI VE ŞEHADETİ

Onlarca kez kendi eliyle onardığı derneğinin yeniden hedefte olduğunu duyar duymaz yerinde duramayan Ubeydullah, ailesinden son kez ayrılarak olay bölgesine gitti. Daha çatıyı onarmasının üzerinden bir gün geçmemişti ki PKK/BDP yanlıları yeniden derneği yakmaya çalışıyorlardı. Ubeydulllah ve arkadaşları İslamî tavırlarını net ortaya koyarak saldırganları iki üç kez püskürttüler.

Kendisi hariç herkes kendisinde bir farklılık görüyordu; neşeli, güler yüzlü ve sürekli arkadaşlarına tavsiyelerde bulunması çevresindekilerin de dikkatlerinden kaçmamıştı. Dışarıda iki üç kez püskürtülen saldırgan grup daha kalabalık ve silahlı gelmişlerdi olay yerine. Hem de polislerle aralarında elli metre olmasına rağmen.

PKK/BDP yanlıları o gün polisi bırakarak Mustazaf-Der şahsında Yüksekova’nın imanlı gençlerini hedef almaya başladılar. Ellerinde molotoflarla yakılmaya çalışılan dernek binasını koruyan Ubeydullah, kalabalık içinde kendisine doğrultulan namlu ve akabindeki bir kaç silah sesi ile, o bir gün önce tüm emeğini vererek ‘‘Eğer benim ölümüm cemaat fertlerinin davaya daha sıkı bağlanması için hayırlıysa ve davaya bir katkı sağlayacaksa bu canımı feda etmeye hazırım. Ben bütün işimi gücümü, maddi sıkıntılarımı bir kenara bırakacağım ve derneğin çatısını yapacağım. Allah’ın izni ile İslam düşmanlarının derneğimizi bu halde görmelerine müsaade etmeyeceğim’’ dediği çatı üzerine yığılarak şehadet şerbetini içti.

Eşinin Dilinden Şehit Ubeydullah Durna

Şehid edilen Ubeydullah Durna’nın eşi Ayşe Durna şehadet sabahını anlattı…

‘Eşim o sabah her zamankinden daha neşeli ve mütebessimdi… Kendisine kahvaltının hazır olduğunu söylediğimde giymek için yeni elbiseler istedi benden… Abdest alıp koku sürünmüştü… Ona elbiselerini dün akşam değiştirdiğini ve zaten temiz olduklarını hatırlattığımda ‘Evet ama ben yeni elbiseler giymek istiyorum’ diyerek ısrar etti… İstediğini yaptım ve sofraya geçtik…

Ben kendi evimize geçtiğimizden beri çocuklarımı kendi odalarında yatırıyordum… Eşim ise son üç gündür gecenin bir vakti çocukları alıp yanında yatırıyor ve apayrı bir ilgi gösteriyordu. O sabah da öyle oldu. Onları okula kendisi uğurladı. Döndüğünde elinde poşetler vardı. Epey erzak ve malzeme almıştı bakkaldan. Öğle vaktine kadar sohbet ettik. Bana her zaman nasihat eder ve kendimi geliştirmem için telkinlerde bulunurdu. Ancak o gün bir başka nasihat etti… İnce ince teferruatıyla nasıl olmam ve bir Müslüman olarak nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıp durdu. Ben öğle yemeği hazırlığına başlamadan önce yemek yiyip yemeyeceğini sordum. Zira son üç günde pişirdiğim yemeklere hiç dokunmuyor, peynir ekmekle geçiştiriyordu. Yine öyle oldu. Sıcak yemek istemediğini söyledi. O esnada çarşı merkezinde kepenklerin kapatıldığını öğrendik. Telaşlandı ve gitmesi gerektiğini söyledi. Sebebini sorduğumda ‘Geçen seferki olaylarda derneğin çatısını yakmışlardı. Biz daha yeni onardık. Tekrar ateşe verebilirler…’ dedi ve evden çıktı. O son selamı ve Allah’a emanet ol deyişi hala kulaklarımda…

Eşim son günlerde geceleri çok daha geç uyumaya ve erkenden uyanmaya başlamıştı… Sürekli Kur’an okuyor, namazlarını uzatıyor ve çokça dua ediyordu… Sabah namazı sonrası fidan dikiyor, şehid cd’lerini defalarca bıkmadan izliyordu. Son bir ayda ‘Cemalim’ kitabını defalarca okuyor ve her seferinde ‘Acaba böyle bir şeref bize de nasip olur mu’ diyordu.

Eşimin şehadet haberi geldiğinde adeta yıkıldım. Çok ağladım ama Rabbime şükürler olsun ki bir an bile isyan etmedim. Sonraki gün cenaze töreninde olanlar; eşimin dava arkadaşlarının tekbirlerle arşı titretmesi ve eşimin o mütebessim çehresi üzerimdeki derin üzüntüyü de aldı elhamdülillah.  Demek ki Rabbim bizleri bu şerefe layık gördü ve eşimin duasını kabul etti.

Şu an hissediyorum ki ben davama daha bir sarıldım ve ayaklarım üstüne daha sağlam basıyorum. Zira önceleri başımıza bir şeyler gelecek, eşimi kaybedeceğim diye korkuyordum ve biraz daha geri duruyordum mücadele konusunda. Oysa şimdi ne dünya malında ne de başka bir şeyde gözüm kaldı. Kim ne derse desin eşimin davasını bundan böyle ben yükleneceğim ve omuzlarımda taşıyıp çamurdan geçeceğim. Çocuklarıma bakacağım ve onları babalarının istediği gibi yetiştireceğim inşaallah.

En çok bu durumu çocuklarıma nasıl anlatacağım konusunda endişeliydim. Anladım ki babaları onlara bu durumu benden habersiz söylemiş ve ikisini de buna alıştırmış. Cenneti ve şehadeti anlatmış. Babalarından ilk kez bu kadar ayrı kalıyor olmalarına rağmen ağlayıp beni zor durumda bırakmadılar. Aksine o acılı halimde kulağıma fısıldadıkları sözlerle beni teselli etmeye çalışıyorlardı.

Günler sonra evimize ilk kez gittiğimde evimizdeki o derin rutubet kokusundan, günlerdir havalandırılmadığı halde, eser kalmadığını ve kapıdan ilk girişte yüzüme enfes bir koku yayıldığını fark ettiğimde bir kere daha anladım ki benim eşim en yüksek mertebeye ulaştı. Şehid oldu…

Annesi’nin Dilinden Şehit Ubeydullah Durna

Şehidin annesi Havsat Durna’nın dilinden;

‘Oğlumun vurulduğunu duyduğumda olduğum yere yığılıp kaldım. Onun kör bir kurşuna hedef olduğunu düşünerek paraladım kendimi. Bu gerçekten dayanılması çok zor bir haldi ve ben perişan bir halde ağlayıp sızlıyordum. Oğlumun defnedildiği gecenin seherinde rüyayla karışık bir hal yaşadım. Oğlum; Ubeydullah’ım baş uçumda dönüyordu. Elini alnıma bırakıp ‘kalk anne namazın geçiyor’ dedi. Ona hasretle sarılıp ağlamaya başladım. Sitem etti. ‘Anne ben senin şehidinim. Eşime de söyle artık ağlamayın bırakın rahat rahat okuyayım Kur’an’ımı…’

Ben bu rüyadan ve o nurlu simasını gördükten sonra dedim ki artık ağlamayacağım. Vallahi o Allah’ın sevgili bir kuluydu. Oğlum hiç kimseyi kırmadı kimseye zarar vermedi. Bana da babasına hiç saygısızlık etmedi. Bir gün onu yeni yaptığı evinin bahçesine fidan dikerken görüp yanına gittim. ‘Yüksekova’nın hali hiç iyi değil kendine dikkat et, senin için çok endişeleniyorum...’ dedim. Bana ‘Anne vallahi her ne olursa olsun ben yolumdan dönmem. Allah yolunda can vermek en büyük arzumdur zaten.’ dedi. Allah Onu sevdiği için yanına çok çabuk aldı.

Oğlumun şehadeti benim için bir onurdur. Duydum ki ta Kâbe’den Türkiye’nin her yanından taziyeler kabul ediliyor. Oğlum yaşadığı gibi tertemiz olarak çıktı Rabbinin karşısına. Tek dileğim bizlere de şefaat etmesi.

Babasının Dilinden Şehit Ubeydullah

Şehidin babası Behcet Durna’nın dilinden;

“Oğlumu şehit ettiler. Allah’a yemin olsun ki bu benim için düğündür. Şuna yanıyorum ki oğluma haksızlık yaptılar. Ben bundan rahatsız oluyorum, yoksa Allah vermişti yine Allah aldı canını. Ama haksızlık kötü bir şeydir. Bir insanın önüne geçip silahla vurmak mertlik değildir. Şimdi biri bir silah alsa onlarca kişiyi öldürür, Allah bunu mu emretmiş, hayır bu bir insanın yapacağı şey değildir. Buna sebep olanlara Allah lanet etsin. Ben bir çocuğumu verdim, yüzlerce çocuk kazandım. Bu bana yeter. Kimsenin taziyeme gelmesine de ihtiyacım yok. Biri gelmedi diye darılmam da. Ben göreceğimi gördüm.”

Dava ve İş Arkadaşının Dilinden Ubeydullah

Dava ve iş arkadaşı Cemal Demirayak’ın dilinden;

“Ubeydullah her şeyi ile farklı bir insandı. Rabbim şehadetini kabul etsin. Kendisi ile hem dernek hem de iş hayatında çalıştım. İş hayatında benim ustamdı. İşi ondan öğrendim. Bir gün olsun kırıcı üzücü bir laf işitmedim. Maddi durumu kötü olmasına rağmen Müslümanların bir işi olduğunda işi bırakıp Müslümanların işine koşardı. İşine verdiği öneme herkes şahittir. Yaptığı işi kendi işiymiş gibi sağlam ve düzenli yapardı. Usta çıraklık ilişkilerinden çok abi kardeş ilişkilerimiz vardı. Çalışırken bile çevresindekilere İslamî noktada nasihatlerden geri durmazdı. Derneğimiz onlarca kez saldırılara maruz kaldı, bunun onarılmasında payı en büyük olan Şehit Ubeydullah kardeşimizdi. İnce espri anlayışı ile yanında olanları tebessüme boğar, kendisinde de sürekli güler yüzlülüğü görürdük. Silahlı saldırıya uğrarken yanındaydım. Silah seslerinden sonra düştüğünü ve elini karnına götürdüğünü gördüm. Tekbir getirerek `beni vurdular` dedi ve artık konuşması kesildi.

Şehidin kısaca hayatı bu şekildeydi. Ubeydullah’a şehadet, biz geri kalanlara da Ubeydullah’ın gözü gibi baktığı dernek ve hayır kurumlarını koruma ve kollama görevi düştü… Şehide rahmet, ailesine sabırlar olsun!


2430 kere okundu.
Diğer Makaleler